"Chapter Seven:
The raft was not as seaworthy as I'd hoped. The waves repeatedly threatened to swamp it. I wasn't afraid to die. I was afraid of the emptiness that I felt inside. I couldn't feel anything, and that's what scared me. You came into my thoughts; you filled them. It felt good."
Dün, gecenin bir vakti kanepeye uzanmış Battlestar Galactica izlerken Admiral Adama'nın okuduğu bu paragraf balyoz gibi indi kafama. Bilmiyorum belki de Admiral'ın o müthiş tonlaması yüzünden. Gerçi Laura Roslin denen iktidar budalası kaltağa Kara Thrace'e yaptıklarından sonra bunu okumanın ne faydası var.
Yine de bir bilim kurgu dizisinin içinde okunan ve gerçekte olmayan bir kitap, bir kanepe, kocaman bir boşluk, burnuma gelen koku, ele alınan bir telefon, tekrar tekrar yazılıp silinen bir mesaj, sorulmaya korkulan sorular, atılmaya korkulan adımlar, üzerime kabus gibi çöken tavan. Kendi tek kişilik yatağına bile yabancılaşıp kanepede uyumayı istemek...
Anlamıyorum. Yani sana sadece bir şekilde karşılaştığımızda mı oluyor? Daha doğrusu bu sadece bana mı oluyor? Nerede olursa olsun, ne yaşamış olursak olalım, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gecenin bir yarısı kanepede uzanırken o korkunç boşlukla sadece ben mi karşılaşıyorum? Sonra, birden günlerdir kanepede uyduğumu farkediyorum. Aklıma geliyorsun, iyi hissettiriyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder