1.06.2009

Flashback



Yer: Eskişehir Kızılcıklı'daki ev.
Mevki: Sinan'ın odasında yerdeki minderin üstü...
Tarih: Şubat 2002
Saat: Sabaha karşı
Kafalar: Fena


Ö.G. - Resmen Eray would be good diyo olm.
Eray - ...

Hayat Sensin! - giriş

Photobucket

Samsun'da Gülsüm Sami Kefeli İlköğretim Okulu'nun karşısındaki bakkal/kırtasıye/tostçu karışımı dükkandan aldığım iki çıkarma... Birinin üzerinde Batman, diğerinde kocaman bir Beşiktaş arması var. Hayat bilgisi defterinin ön yüzüne Batman'i, arka yüzüne Beşiktaş armasını özene bezene yapıştırışımı hatırlıyorum. Nedense gizli gizli yapmıştım bunu, annem kızacakmış gibi gelmişti. Kızdı mı hatırlamıyorum. Gerçi niye kızsın, altı üstü tek ortalı bir hayat bilgisi defteriydi. 7 yaş için hayatın bilgisi tek ortalı bir deftere sığardı demek ki. Yine de işte bu tek ortalı hayatın bana bahşettiği en kök bilgilerinden biri Beşiktaş'tı. Sevmiştim. İsmini söylemesi bile güzeldi...

"Aslolan hayattır, hayat da Beşiktaş!"

Doğup büyüdüğün şehri kaçarcasına terketmek. Dikmen'de Hürrriyet Caddesi'nde bir apartman dairesine sığışmak. Ankara'daki ilk sabahımızda babamın bize AOÇ sütü aldığını hatırlıyorum. Sevmiştik. Apartman yeni ama yanında gecekondular var. Tam kapısının karşısında yandaki gecekondunun ahırı. Buralar eskiden hep kavaklık, dutluktu denecek türden arsalar... Annem bir özel okulda çalışmaya başladı. Beni de onun kontenjanından oraya kaydettiler. Okul 100. Yıl'da. O zaman orası epey uzak yerler sayılıyordu. Özel okulda okuyoruz ama servise yazılacak kadar bile para yok. Sabahları Sokullu dolmuşuyla annemin kucağında Kızılay'a, oradan okulun ücretsiz öğretmenler servisiyle okula. Okul cillop, 20 kişilik sınıfta 3 tane milletvekili çocuğu var. Bizim oturduğumuz cadde dere yatağının üzerine kurulu. Yağmur yağınca cadde yeniden dereye dönüşüyor. Ayaklarımıza poşet geçirip dizimize kadar suyun içinden karşıya geçiyoruz okula gitmek için. Ankara'nın ortasında bir sefalet vadisine bakıyor evimiz. Kavaklık, gecekondu ve ahır manzaralı. Her gün aynı uçuruma uyanmak bizimkisi... Ezilmedik, düşmedik o uçuruma desek de ezildik ulan! Her gün düştük o uçuruma.

"Uçurumlara düşmeden tut elimizi,
şampiyon ol Beşiktaş'ım mesut et bizi!"

O zaman anaokulundaki önemsiz bazı maceralar dışında kızlarla pek bir olayım yok. 4 erkek çocuğu beraber büyüdük biz. Erkek çocuklarının dünyası vahşi. Apartman çocuğu olmayan son kuşaktansanız karşı cinsle konuşurken bile görülmek adamın karizmasını çizer, bilirsiniz. Sonra okuldaki erkeklerle kızların birbirlerini keşfetme dönemi... İlkokul 5'teyken tekme tokat kavga ettiğim kıza Orta 1'de aşık oldum. Güzeldi ve neredeyse sınıftaki bütün erkekler aşıktı ona. Ben en azından bir adım öne çıkıp bunu itiraf edebildim. Bunu neye güvenerek yaptığımı bile bilmiyorum. Boyum bile ondan kısaydı. Doğal olarak reddedildim. Bir hafta sonra öğretmen ikimizi aynı sıraya oturttu. 14'ünde sıra arkadaşı, 15'inde kardeş olduk. Sene 95... Beşiktaş şampiyonluk maçına çıkıyor Ankara'da. Sabah 10'da çıktık evden abimle. 19 Mayıs Stadı'nın üstü açık o zaman. Stad çevresi mayıs güneşinin altında buram buram sidik kokuyor... Atlı polisler yeni peydah olmuş Ankara'da, üstümüze sürüyor koca atları polis. Gazi Mahallesi olaylarının izleri hala taze. Ankara'da da büyük çatışmalar çıkmıştı hatırlıyorum. O günlerden biliyorduk ki polis kötü bir şey... Atlılardan kaçarken stadın çevresinde kaç tur koşturduğumuzu, kaç kere ezilme tehlikesi atlattığımı hatırlamıyorum. O zaman biber gazı denen kahpe icadı yok polisin elinde. Yine de ağlayacak gibi oluyorum, neden? Zar zor girdiğimiz sıramızı kaptırmamak için poşette satılan sulardan alıp yüzümüzü yıkıyoruz abimle. Çantamızda bakkalda yaptırdığımız kaşarlı salamlı yarım ekmek sandöviçler, 12'de giriyoruz stada. Girişte dönüş paramız olan bozukluklara el koyuyor polis. Anlatamıyoruz derdimizi. Nefret ediyorum polislerden! İçeri girdikten sonra güneşin altında 8 saat beklemek Beşiktaşı. Yıllar sonra düşününce delilik gibi geliyor! Yıllar sonra bir gün, "boyunun böyle uzayacağını bilsem kabul ederdim" diyor. En yakın arkadaşımla çıkıyordu. Güldük! Mayıs 1995, staddan Ayrancı'ya yürüyerek dönüyorüz abimle. Sahi Yukarı Ayrancı'ya taşındık bu arada biz. Sevdim orayı. 0-0 bitti maç. 1 puan şampiyonluk için yetiyor bize. Eve dönüş paramız yok ama şampiyonluk kupamız ve şarkılarımız var. Bir de kırmızı Tuborg olsa ya...

"Paramız mı var alkol almaya
Tipimiz mi var kız tavlamaya

Karizma mı var şekil yapmaya

Beşiktaşlıyız işte o kadar"