20.04.2009

Kardeşler Lokantası

Esnaf lokantası kültürü öyle pek de yabana atılmaması gereken bir kültür. Zira bugün Osmanlı mutfağı diye bir şeyden bahsedebiliyorsak bunun sebebi köşk mutfaklarından ziyade esnaf lokantalarıdır. Fakat açıkça söylemeliyim ki 90'lar mahsulü tiki taifesinin iş hayatına girince kapıldığı o kör gözüm parmağına esnaf lokantası seviciliğinden tiksiniyorum. "Abi Gültepe'de bilmemneresi var şahane, kesin gel," diyorlar. Gidiyorum herşey bok gibi. Gözünü sevdiğimin mozaikli karataşı arzu nesnesi olmuş plaza dünyasının samimiyet arayan dimağları için. Yerler karataş, ekmekler büyük kaptaysa yemekleri de güzel zannediyo haspam. Neyse ki hala gidip dili damağı birbirine sokabildiğimiz yerler var. Kardeşler Lokantası bunlardan biri. Şahsi fikrim artık bir fenomen olan ve gayet "overrated" bulduğum Kanaat'le kapışır, 3 boy da fark yapar. Öyle bir yerden bahsediyorum dostlar.

Photobucket
Kepçeci amca. Bilge, ulu bir insan gibi görünür, bir nevi Diablo'daki
Deckard Cain'dir kendisi.


Kardeşler Lokantası Kemerburgaz'ın köy tarafında. Çevreyolu'ndan geliyorsanız Göktürk'e değil kemer tarafına dönmeniz gerekiyor. Burada servisin sabah 5’te başladığını söylüyorlar. Arabam olmadığı için gelip sabah çorbalarını test edemedim. Biz genelde öğlen saatlerinde geliyoruz ve bu saatlerde içerisi en yoğun zamanını yaşıyor. Burayı keşfetmiş üst sınıf kemer sakinleri, yakınlardaki fabrikaların hem yönetici hem de işçileri, köy esnafı, bizim gibi uzaydan gelenlerden oluşan kalabalık aynı masalarda yan yana oturup yemeğini yiyor.

Photobucket
Garden of Eden

Menüye geçersek öncelikle mekanın klasikleşen lezzetlerinden bahsetmeli. Döner zaten İstanbul ortalamalarının çok üzerinde. Kıymasız, çok başarılı bir şekilde terbiyeye edilmiş has et döner. Ne çok yağlı, ne de sosyete iskendercilerindeki o iğrenç yağsız kayış gibi görüntü. Tam ortası. Tek sorunu döner porsiyonlarının çok küçük olması.

Photobucket
Döner porsiyonları küçük. Ama önemli olan boyu değil işlevi.

Klasik lezzetler derken elbette ki çok enteresan şeyler beklemeyin buranın iki büyük klasiği nohut ve fırın makarna. Et, salça ve soğanla pişirilen nohutun özelliği uzun saatler ağır ağır pişiriliyor olmasından geliyor. Zannedersem içindeki soğan kremamsı bir kıvam alarak yemeğin suyu içinde kırklara karışıyor ve yemek bambaşka bir boyut alıyor. Bir de inceden süt tadı alıyorum ben ama usta sırrını vermedi. Fırın makarna ise çocukluğmda evde veya okulun yemekhanesinde karşılaşmaktan pek de haz etmediğim bir yemek. ama burada Kardeşler'de fırın makarna resmen yeniden tanımlanmış. O nedir abi. Üzerine yatıp uyurum ben onun.

Photobucket
Buraya gelip nohut yemeyeni dövüyoruz biz.

Klasiklerin dışında bir de her günün özel yemeği var. Pazartesi gününü test edemedim ama Salı günleri "Büryan", çarşamba günleri "Kuzu Kapama", perşembe günleri "Beğendili Kebap", cuma günleri "Elbesan Tava". Ancak bu dört yemek de insana geceleri uykularını kaçırtacak kadar güzel. Şimdi yazarken bile Elbasan tava düştü aklıma... Hele bir de internetten resmini bulmuşum ki...

Photobucket
Tanrıların ölümsüzlük sırrı ambrosia mı, Alessandra Ambrossio mu
yoksa elbasan tava mı derseniz tabii ki Alessandra derim.
Ama içim şöyle bir cız eder. işte öyle bir şey...


Yemeğin üstüne fırın sütlacını yere göğe sığdıramayanlar var ama ben buranın fırın sütlacını sadece iyi buluyorum. Burada yediğiniz bol fındıklı keşkülün ise eşi menendi yok. Dünyanın en güzel keşkülü olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim.

Hazır Kemerburgaz'a gelmişken turşu alabilirsiniz. Ama ondan önce lokantanın hemen arkasındaki kahveye oturun. Biz napıyoruz bu İstanbul'da diye düşünürken yanında napoliten çikolata ile servis edilen türk kahvesini deneyin. Mümkünse tavla oynayın. Öyle aval aval bakının etrafa...


Fotoğraflar: agzimintadi.blogspot.com'dan Hakkı Dayı'nın fotoğraflarıdır.

Hiç yorum yok: