13.05.2010

Esperanza


Yumuşak ve mütevazi harflerle başlayıp r, a, z gibi güçlü ve kararlı harflerle devam eden bir kelime "esperanza". İspanyollar harbiden de şahane bi kelime seçmişler umut denilen duyguyu kavramlaştırmak için. "Hoffnung"dan iyi yani en azından.

Efendim şu meşhur Pandora'nın kutusu hikayesinden beri çeşitli akımlardan felsefeciler umut kavramına giydirip durmuşlar. Yok kutudan çıkan kötülüklerin en sonuncusu, yok üzüntüye giden yolun başlangıcı falan filan. Pek çok noktada da haklılar aslında. Ama bu umut denen şey bir yandan da aşkın da bir numaralı pezevengi. Çünkü insanoğlu sadece bir şeylerin, en çok da kendisinin değişmesini istediğinde, yani umuda ihtiyacı olduğunda aşık olabiliyor. Birisine ancak umudunun azalmaya başladığı zamanlarda bu kadar çok anlam yükleyebiliyor. Aşkın iyi bişey olup olmadığı tartışılır ama insana hayatındaki en büyük paradigma değişikliklerini yaşattıran gayet taşaklı bir ruh hali olduğunu kimse inkar edemez. Adeta soluk soluğa bir macera...

Umudunu tamamen kaybetmiş olan pseudo-özgür bireylerin hikayesiyse en acıklısı. Onlar korkuları ve umutsuzlukları yüzünden tenden tene dolaşacak ama bir daha hiç aşık olamayacaklar. İşte bu yüzden bu güzel havalarda insanlara aşktan önce azıcık da olsa umut gerek. Yoksa içine tıkıldığımız bu hapishane çekilmez anasını satayım. Kendi başına mutlu olabildiğini ve bunun bir erdem olduğunu iddia etsen de, bu "çağdaş" duruşunu senin gibi umudunu kaybetmiş dostlarınla paylaşıp örtük bir kendini meşrulaştırma çabasına girişsen de; bir pazar sabahı yastığa veya ondan bile yabancı birine sarılmış bir halde uyandığında ağzına sıçar bırakır o güneşli hava insanın. Elin telefona gider, sana umut verebilecek birilerini aramak istersin, arayamazsın. Senden umut bekleyenler seni arasalar gidemezsin...

Hiç yorum yok: