11 Nisan Pazar: Ayıp olmasın diye onun uyanmasını beklerken yatak daraldıkça daraldı, ben küçüldükçe küçüldüm, utandıkça utandım... Neden bu evde ve bu kadının yanında uyandım sorusuna elle tutulur bir cevap verenlere Borcam hediye edeceğim. İdeal bir pazar sabahında uyanmak istediğim yere ve birlikte uyanmak istediğim insana o kadar uzak hissettim ki kendimi. Çok pis sıçmış durumdayım şu hayatta. Off yani...
12 Nisan Pazartesi: Hani biz artık günümüzde bazı hislerin abartıldığını veya kendi başına çok da anlamlı olmadığına kanaat getiren çok bilmiş bir kuşağız falan ya. Ben galiba bunu bazen beceremiyorum. Çünkü yan yana yürürken omzumun üstünden ona doğru baktığımda kendi omzum bile gözüme güzel görünüyor arkadaş. Çocuk gibi heyecanlanıyorum. Ne kadar mantıklı davranmaya çalışırsam çalışayım en fazla omzumu sevmemeyi başarabiliyorum, onu sevmemezlikten gelemiyorum.
13 Nisan Salı: Salı günü de erkenden sıvıştım işten. Ama öyle "kendime zaman ayırdım hacı" gibi evcil tripler yaşamadım. Bilakis içimdeki akacak mecra bulamayan bahar coşkusunu söndürmek için bazı şeylerin bokunu çıkardım. Rahat bir insan sanıyordum kendimi ama hiç öyle hissetmiyorum. Ben mi değiştim yoksa insan yalnız kalınca kendine daha fazla bakıp kendisiyle ilgili gerçekleri daha iyi görmeye mi başlıyor anlamadım.
14 Nisan Çarşamba: Dün öğle yemeğinde Taksim'e gittik. Gündüz vakti dışarıda olmak insana öğrencilik yıllarını hatırlatıyor. "Ah ah ah... vay vay vayy ne güzel yıllardı onlar," geyiğinden ziyade zaman kavramıyla kurduğu o cıvık ilişkiyi özlüyor insan. Her zaman bir siktir etme opsiyonuna sahip olmak ne büyük nimetmiş lan. Gece mesaisinde bunları düşünürken bir yandan da iki tane küçük plan yaptım. Biri bağlama dersi almak, diğeri de motorsiklet almak. Bakalım bunlar da havada kalmış planlar klasörüne mü gidecek yoksa eften püften başarılarım arasına mı girecekler.
15 Nisan Perşembe: İşim var ve yapamıyorum. Şimdiden takvimin gerisinde kalmış durumdayız ve ben bu durumdan epeyce sorumlu olmama rağmen hala bu satırları yazmakla meşgulüm. Dün ev arkadaşıma "lan ben galiba artık bu işi yapamıyorum," dedim. Tabii ki ciddi değildim ama biraz dinlenmeye ihtiyacım olduğu kesin. Buna karşılık izin alıp evde oturmak da çok kolpa bi hareket. Üniversite yıllarında alelacele karar verip gittiğimiz kampları özlüyorum. O zaman bir sürü malzememiz eksikti ama neredeyse her hafta kampa gidiyorduk, şimdi tüm malzemelerim var ama kamp yapamıyoruz. senin gibi dünyanın endazesini sikeyim, şirazesine sıçayım ben. Ya şimdi böyle bikbik ediyorum ama aslında geçen sene bu zamanlar ne halde olduğumu düşününce aferin lan diyorum kendime. Aferin şampiyon!
15.04.2010
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder